2026-07-14

Hafızadan yoksun kalanların içinde bulunduğu budalalığı heyecanla sarsan düşünce sanması, zehirlenmenin eseri, sinsi, ışıksız karanlığın dağıtıcı fikirlerinde kendini bulur. Bu büyümek istemeksizin ufalanış, bilmeksizin bilir, yorulmaksızın yorulur, düşünmeksizin düşünür. Himaye gördüğü bilmezlik yalnız rol vermekle kalmaz, görmezden gelinenleri unutturacak kadar ucuzlatır. Düşünceden yoksun tahrip birlik görüntüsü verirken, iç yüzünün ilham verdiği saklanamamış yıkıcılık, kendine ümit bağlayanları masal kitabı dinler gibi uykuya davet eder. Yiten anlamlar, yanılan kavramalar, geniş yürekler, zayıf iradeler, uyuşukluk içinde zehirlenen, yıkanan beyinler hep bu namertçe zihniyetin ürünüdür. Ruhunun aradığı fikir incilerini, onur duyulan mazinin içinde bulamayınca, çabuk tesir altında kaldığı, durmaksızın söz verenlerin aşağılayıcı haykırışlarında bulur. Sürekli maziyi baltalayanların kapıldıkları cereyan, dili dönmeyenlerin değil, kendi cehaletlerini itiraf edemeyenlerin istismarcı kafasıdır. Herkesçe bilinenleri yazıp çizince, sözde uğradığı haksızlıklar birden ebedî güneş ışığıyla parıldar. Yaralanan değer duygusu, büyük bir kinle sayıp dökünce sanki çiğnenen onuru ansızın yıldızlara ulaşır, bilinen ezgilerini söylemeye başlar. Bastırdığını sandığı gerilim, aşırı alınganlıkla pusuya yatar, adi yüzünü duyar, acıları uyanır, manevî bağları küçültme eğilimiyle sınırsızlık, kalbini ısıtır, saptırdıkları baş döndürür. Nedir ki okuduğunu sindirememiş zoraki gayret, önce manevî değerleri baltalar, sonra fikren yenilgi, ciddî ve ısrarlı çıkarlarını ileri sürer. Baştan sona ezbere dayalı bu zehirleniş, uyuşukluk içinde oyalanmayı besler, aldanış yapmasını öğretir. Neticelere sırt çevirmek, olup bitenleri lâyık olunduğu şekilde değerlendirememek, yüzsüzlüğün yer tuttuğu sefaletin gereksinimlerini karşılar. Sorumluluk duygusundan yoksun, gövdeyi kemiren bu kendini koyuveren dikkatsizce ileri gidiş, yalan dolanı isteklendirir, inandığını savunur izlenimi, peşinden pazarına taşır. Doğru sözlü olmaktan âciz vurguncu zekânın, şerefiyle uygun düşen ihaneti sanki özü sözü bir olmanın örneği gibi davranılmayı bekler. Umduğunu bulmayı dileyen bayağı fikirleriyle pespayeliği yakıştırır, alabildiğine çürütür, düşmanca davranışları yaşatır, yozlaştırır, maziyi unutturur. Göze alamadığı feragat ve fedakârlık yerini, manevî yapıyı bozan, mukaddesatı hor gören, tarihî zaruretleri yok sayan budalaca dayandırmalarına bırakır. Yüzyıllardan kopup gelen şeref vermek yoluyla ölüm için de küçültücü konuşur. Her türlü kılığa giren bu bencil, maddeci ve çıkarcı, riyakâr şarlatanlık, öykündüğü zararlı ve zehirli fikirlerle, kahramanlık ruhunu besleyeceğini düşünür. Anlamını bilmediği en şiddetli rüzgârların içinden geçmeden, ruhunda esen tatlı esintiyi kasırga sanır. Kapıldığı yalan yanlış bilgilerle hüküm veren, maşalık eden, nerede kaldı ki büyük mazinin mefahirini yaşatsın. Hücuma kalkan mukavemetli kudret, düşmanlarının bile saygısını kazanan manevî kuvvet, işte bu ebedî bağlılığıyla uludur. Böyle dirilten irade, binlerce yıllık atılışları bilincine vardıran tesir, tarihî vazifenin anlamını yerine getirir. Manevî kargaşalık içinde bulunan hâlin artmasıyla manzara, ilgisizlik feryatlarının yaldızlı hisleriyle tasvir edilir. Aldırmazlığına büründürdüğü uydurmalarını üflerken, iradesiz bir hayatın uyku veren hülyaları, hiçe sayan bıkkınlığın şahsiyet zayıflığıyla koyun koyuna yaşar. Asıl acıklı durum, kurtulamadığı yaralarının çürümüş lisanla söylediklerini, alçaklığın dolaştığı kalbinde kudretli bir dille sıcak tutulacağını sanması fakat bu düştüğü tezadın ümidi yoktur. Vakarı bozuk, terbiye görmemiş bir tavır için, yeterlikten yoksun boy gösteren uçuruma karşın asırlarca süren silinemeyecekler daima üstün gelir. Cihan yıkılsa yılmayacak karakterin, kuşaklar boyunca süren şahsî yarar gözetmeksizin yüksek bir gaye için fedakârlığı ki asıl insanlık budur, ebedî borcunu ödemekle asil fikirlerini, yüksek duygularını besler. Hayatını hep mücadele etmekle, boy ölçüşmekle, hakkıyla söke söke almakla geçirmiş muazzam irfan seviyesi, kuvvetli disiplinle, yücelten güçle, uzak hedefe çekip götüren tutuşturduğuyla ayağa kaldırır. Kalbi kuşatan muhteşem sesi duyarken, övünülecek kahramanlıkların verdiği kıymetli vazifeyi ister. Yaradılıştan cesur, bir fikri çizerek iletişime geçen sanat diliyle bugünün yazılı metni birdir. Çünkü konuşur ancak safça muhakemelerle, iyice işlenmemiş, eksik kalmış, ulaşmaları önlenmiş, üstü örtülmüş bilgilerle değil, aradan binlerce yıl geçmiş olmasına karşın, neyi, ne için yaptığını bildiği bir görevi gerçekleştirerek, daha yüksek düzeye ulaştırır. Tam ve sürekli dönüşü tekrarlarla anlatan, birbirinin zıddıyla hiç durmadan çizer, yeniden yazar, bu eş değerliği devam ettirir. Beyazın yanına siyahı da koyan, cevabı çok eski bir soru sorulur. Geçmişini hor gören, peşin hükümlerden sıyrılamamış bir tesir, sağlam bir inancı, düşünceyi, her gün yeniden geçilmez olmaya kararlı bir iman ve fikir uğrunda ölebilme hasletlerini hiç sarsabilir mi? Adının kim olduğunu bildiğinden beri büyük fedakârlığa dayanan ancak ruhî hazlarla duyulan kudretli kanı kurtarır sınır boyları, kopuzları övünç veren kahramanlarını anlatır. Böyle erdemli insanlar yetişir. Telkin edilen zararlı ve zehirli fikirlere değil, manevî besini Kızılelma’ya sarılır. Yerine başka kuvvetler gelene kadar ölüme ulaştıran fedakârlık büyüklük ardından koşturur. Büyük kılavuzlar ölmeyi emreder. Peşine düştüğü inançtan güç alır. Bu kutlu, sonsuz heyecanla tarihin akışını değiştirir. Manevî bağın artmasını eylemle, yolunda sarf edilen çalışmayla elde eder. Yiğitliğin arılığı, ilim ve irfanı gerçekleşir. Kızılelma içe işlediğinde, yüze gülmeler biter. Şimşek sezgili dehasının kudretiyle kuvvetlenir. Her tehlikeyi yener, her türlü fedakârlığa katlanır. Bütün hayatı bunun örnekleriyle doludur. Cihana bedel ne düşünür, ne de bilir, vatan uğrunda seve seve ölür.