KUDRETLİ TÜRKLER

Fedakârlık, sadece benzemeye çalışmaksa bütün büyüklüğünü yitirir. Gayesiz ve hayatı mühim olmayan bir tutumun ancak artan değiş tokuş pazarına hizmet edeceği muhakkaktır. Gelişmek, yeteneklerini kullanmak, kuvvetli bir disiplin içinde birbirine bağlı olarak yaşamak, gözlerini ve kulaklarını kapatanlar için zor bir zahmettir. Direnç görmediği yerde ilerleyen içi geçmiş çehre, bir gerçeği anlamış ondan yararlanmaktadır: Duyulan endişe, azimli bir cesaretle birlikte değildir. Oysa meydan okuyuş, aynı ruh ve aynı şevkle bir vücut olmaktır. Büyük ve anlamlı hedefler daima çok isteyenlerindir. Kazanmak için çok istemek gereklidir. Her türlü tehdidi alt etmek inanç ve kuvveti, manevî kudretten gelir. Bu yüksek fikre inanmayan ile zafer kazanıldığı hiç görülmemiştir. Aksi tedbirsizce bir davranıştır. Çünkü bu husus varlığı korumak, hakları almakla ilgilidir. Herkesin başka biçimde gördüğü, kendine göre tahrif edebileceği bir mevzu değildir. Zayıflık apaçık bir tuzaktır. Esaret çürütülürken, karşı koyma da bir o kadar artar. Güç ise hassasiyetle ve hayranlıkla bir etki bırakır. Mücadelenin büyük hedefleri vardır. Geçmiş yüzyıllardan kopup gelen o büyük sesi duyurur. Feragatten kıvançlı, fedakârlıklarla teşkilatlıdır. Görevini yapanlar hiç şüphesiz millî menfaati koruyan ve yükseltenlerdir. Hareketli, kabiliyetli ile sessiz, kımıltısız arasındaki fark biri hesaba, diğeri sineye çeker. ‘Acaba mı?’ yoktur. Kesinlik vardır. Bütün üstünkörü hareketlerin cezası, eninde sonunda kendilerine mutlaka yaraşan durumu alacak olmalarıdır. Bundan sonra vazgeçilmez dilekler zindan kesilir. Anlam ve değerin bulunmaması, fedakâr atılımları, yüksek değerli, temiz yürekli müsamaha ile karşılaştırmaz. Mücadele ruhu savaşırken, seyirci kalınmış olması ve ondan sonra işin, beklenen biçimde yapılıp yapılmamasıyla ilgilenilmesi esasen daha baştan bir seçim yapıldığını gösterir. Fecaat, verilmemiş yetki ve unvanları bazıları yaldızlı, gösterişli ehemmiyetler gibi kendi kendilerine takar. Payeleri kendine meslek edinmiş olanlar yazık, koca bir dağın kuşatılmasında hiç bulunmamıştır. Beklemedikleri taktik anlayışı, dört bir yandan gelerek kendileri dışında herkese dokunmuştur. Bu dokunmayış ise mücadele etmeyeni değil, ihaneti güçlendirmiştir. Öyleyse savunma durumundan çık ve derhâl saldır! İhanet bununla mücadele edemez, beklemediği bir şeye direnemez. İç içe geçmiş hattı geçip kurtulduğunu zanneder, sonraki ikinci bir hatta takılır, bununla da ne kadar bedbaht olduğunu anlamaz, üçüncü bir hatta takıldığında yazık, çok büyük hüsranla savında tutarlılık olmadığını anlar.

Uçurumun kenarına gelmesi lâzım bazı kimselerin içinde bulundukları durumun idraki için, kendine isabet eden yakıcı tozu yutmalıdır. Akbabalar uçar, hiç uçurumun kenarına gelmezler; onlar uçurumla değil, leşle ilgilidir. İhanetin bilmediği, bir ışığın söndüğünün görüldüğünde diğer bir göz kamaştırıcı yıldızın doğduğudur. Kan kaybını engellemek isteyen için doğru bildiklerinin aslında gerçek olmadığını, hiç bilmediklerinin ise hakikat olduğunu öğrenmesi, dağıtılan kartlardan birinin cebinde çıktığında yüksek bir görevi yerine getirdiğinin göstergesidir. Bazen bütün dikkati bir yere verince diğer taraf kestirilemez. Keşif yapmak için ilk çıkan olur ama tam tahmin edilen gibi çatışma başlar. Birdenbire sipere girer, kendini yere atar fakat siper diye bir şey yoktur. Ne ile karşı karşıya olunduğu henüz anlaşılamadığından bir sessizlik hâkimdir. Etki ve değer yaratmak, kendini duymak ve bilmek ister. O da şehit olan ataları gibi büyük bir düşüncenin ardından gitmelidir. İlk anda hiçbir şey hissetmez. Yeri korunaklı olmadığı için mermilerden biri sırtını sıyırır, arka tarafından bel hizasından yara almıştır. Bilir ki sonuna kadar metîn olmak ve direnmekle yükümlüdür. Biraz sonra takviye kuvvet gelir; düşmana karşı cephe kurup, savaş sürdürülür. Sonunda hangi yöne gitseler dört bir yanı çevrilmiş kahramanlarla karşılaşan düşman, şaşkına dönmüş vaziyette daha fazla mücadele veremez.

Millî hissin yüksek gurur temsilcileri; kahramanlar, Türk askerlik gelenekleri ve özelliklerini doğuştan taşır. Yaradılıştan cesur, görevin sertliği, disiplini, feragat bilinci içinde milletin hareketini sağlayan, uğrunda göze alma ve fedakârlık etmeyi bildiren, yüce düşüncenin eşsiz muhafızları, milletin büyüklüğünü, millî şerefi övünç ile taşıyıp, korkusuz nice zorluklar aşar. Çünkü ruhî kuvvet ebedîdir. Mukaddesatı korurken, yollarına her gün baskın ve pusu kurulurken, iri iri kayalar, ulu ulu geçit vermeyen dağlar darmadağın edilirken, hainler büyük darbe alırken, harekât en tepede doruklarda kıyasıya devam eder. Koca dağ bir gecede kuşatılır. Kimi soğuk buz sulardan geçilir. Kimi sazlık, bataklık aşılır. Ormanlık alanlarda, dağ ormanlarında, sarp yokuşlarda, gece kar, hiç durmadan Alp yürürken, bazı bölgelerde tonlarca kar düşmesin, hiç kıpırdamaz. Erzakları bitmiş, ne olur? Üç metre karın içinde hiç şikâyet etmeden her an daha da heyecanla, şevkle, millet sevgisi ile binlerce kahraman çetin bir mücadele verir. Gündüz bulundukları yerde gece bulunmaz, gece bulundukları yerde gündüz bulunmaz. Bütün kuvvetler dört koldan saldırır; hainlerle çarpışır, devasa kaleler yıkılır. Yollar gündüz gözü ile kesilse, pusu, mayınlama kurulsa, binalardan namlu ağzı alevleri parlasa hükmü geçer mi? Takviye kuvvetler çarçabuk yetişir. Milletin varlığı tehdit altındadır; bu tehdit yok edilmeden, canından aziz bildiği milleti emniyette olamaz. Bu yüksek, asil bir inançtır. İşte böyle bir inançla hareket edebilen ve yalnızca sonsuza dek yaşayan ölümsüz kahramanlar, Türk askerleridir.

Millî bilincin korunması, pekiştirilmesi ilk önce millî ruh ister. Bağnazlık, cahillik, hainlik, düşmanlık, soysuzluk ile ihtilâf ebedîdir. Kuvvetli ordu, bilgi ve kültür, sanayi ve teknoloji gücü ancak yüzyılların köklü, düzenli istek ve inançlı disiplini üzerinde yükselir. Irkî asaletin, şeref ve onurunu, üstün meziyetlerini, geleceğe daha sağlıklı taşımak adına çeşitli tedbirler almak, devletin, aydınların, aynı inanç ve irade sahiplerinin en mühim görevidir. Bulunmayan bir yaratıcılığı zorla kabul ettirmek yerine, mevcut olanın vasfı korunmalı, toplumun çıkarlarını yükseltmek adına mühim mevkilere millî ruhun muhafızları getirilmelidir. Bunun için millî menfaatler uğrunda çalışmak, yaşamak ve ölmek gerektir. Tarihî mukadderat pek sert savaşlar yapmaya mecbur bırakmışsa, sadece doğru ve iyi değil, sağlam bir ahlâka da sahip olunduğundandır. Sahip oldukları ile yaşantı ancak bir yaşantıdır; asla hayat değildir. Hayat hakkı, onu gerçekleştirenlerindir. Köklenir, büyür, yeşerir. Önem ve değer kazanır. Kuvvet ve sıhhati yeniden diriltmek için yükseltmeyi gaye edinmiş olunmalıdır. Ataların istekleri, heyecanları, kahramanlıkları, kabiliyetleri, cesaretleri, dövüşleri, iradeleri, ahlâkları, öngörüleri, tecrübeleri sadece sınırları korumak, varlık sahibi olmak, hasat edip topladıklarını yemek değildi. Bilakis hayatı değerli, verimli kılan ektikleri idi. Millî gayeler idi. Çünkü daha uzak gelecek, bugün ne yapıldığı ile ilgilidir. Bilinçli, inançlı, istekli, yaratıcı, köklü bir millet, millî menfaatlerin çok hayatî olduğunu bilir. Kendine yapılan düşmanlık her şeyi ile açık, gün gibi ortadayken hâlâ bir ipucu veya çok güç duruma düşülebilir yahut barışçı olalım, falan devlet ile ilişkilerimiz incinmesin demek, şunu bilmemektir: Sevilmek, kabul görmek için iyi geçinmek, onay görmek üzere hareket etmek, millî menfaati tesisin ilişkisini bozacağını düşünmek, yüzde yüz başarılı olacağı bir durumda dahi başarmamayı seçmektir. Bir devletin kendi menfaatini düşünmesi, millî istekler, millî gaye sadece hükümetlerin dış siyaseti ile olmaz. Bugün pek çok millet kendi kandaşlarını, siyasî sınırları içinde görmek istemekte, bunun için çeşitli mücadeleler vermektedir. Nitekim disiplinli toplum fedakârlık edebilen, ahlâkı yüksek şanlı bir millettir. Böyle bir milletin her ferdi askere seve seve gider, kanının son damlasına kadar vatanı korumaya istekli ve hazırdır. Savaşı fena sayanlar, kötüleyenler, ruh ve mevcudiyeti ezip bitirenlerdir. Savaşa en çok sebep olan da bu gibi kimselerin korkaklığı, acizlikleridir. Bunlara göre ölçmek, biçmek sadece kendilerindedir. Unuttukları ise hesap, gözü peklik de ister.

Hayatı boyunca üstün niteliğe sahip, ehemmiyetli, uğurlu bir iş yapmamış olan kişiler vardır. Böyle kişiler, yapılmış olan bütün kapsamlı, mühim, kıymetli işlerin kendiliğinden, çabucak olduğunu sanırlar. Mücadelenin neden yapıldığını, nasıl tutum alınması gerektiğini bilmek istemez; kendilerinde bulunmayan yüksek maneviyat, millî bilinç, milliyet sevgisi, kahramanlık duygusunun tahribi için sürekli yazar, konuk bulunur, konuşmacı olur, pek çok genci zehirler fakat yine de sözde insanlığın sürüp giden ıstırabını bir türlü hafifletmiş sayılmazlar. Kendilerindeki fikrî ve ahlâkî sefilliği gözler önüne sermeleri de bir işi yerine getirmedir. Şahsî bir beklenti duygusu ile feragat göstermez ancak sözde başarılar ballandırılarak anlatılır. Aslında ne kadar korkak olunduğu bilinir de itirafı mümkün olmaz. Haysiyet ve utanç duygusu zaten yoktur. Düşmana gösterilen iyilik ve insaniyetin altında gizli bir hınç görülür. Kaçınılmaz hakikat şudur: İhanet, millî bilinç ile bitirilir. Geçmiş yüzyılların millî miraslarına göz dikenlerle çarpışa çarpışa bilenen millî ruh, ihaneti çok yakın ve eski tanır. Manevî cepheye karşı tutku ile sarılan, onu gerçekleştiren yüksek görev ahlâkı, ihaneti müdafaa edenleri geberdikleri yerde, lâyık oldukları biçimde bırakır. Haysiyeti ile yaşamak isteyen bir millet, bulunduğu yerde sonuna kadar karşı koymak ve kararlı olmakla yükümlüdür. Çarpışmak, hayatın her aşamasında maddî, manevî bütün kuvveti ile saldırmak, kutlu düşünceyi ele geçirmek hevesine kapılanları kaçamayacak duruma getirmektir. Kendini görevli bilerek, tereddütsüz, varlığını müthiş bir mücadeleye vermek lâzımdır. İşte o zaman hainlerin bölgesi kuşatılır. Havadan gelen birlikler, karadan gelen birliklere ulaşır. Arazi yapısı nasıl olursa olsun karadan girilir ve havadan bizzat atlayıp silahla vuruşan savaşçı, hainlerin gelinemez dediği tepeyi, ele geçirilemez denilen ormanla kaplı yeri, muhteşem bir taarruz ile teslim alır. Hainler ise öylece şaşkınlığa uğrayıp, ne yapacağını bilmez durumda kalakalır. Millî bilinç güçlü olduğu zaman lüzumsuz ayrıntı ile hız kesilmez. Gerçeği bilerek, çatışmayı görerek, sorumlu bir kişi geride kalamaz. Millî bilinç güçlü olduğu zaman hangi parasal kaynaklar, ihanet çetesine akıyor, bilinir, ortaya çıkarılır ve hesabı sorulur. Millî bilinç güçlü olduğu zaman ihanetin arkasındaki davranış biçiminin bütün kolları kesilip atılır, yerine millî ve insanî zaferlere damga vurulur. Millî ruh, kesin bir biçimde millî gayeye zararlı bütün unsurları yok eder. Korkunç, ağır bir hava başlasa da o, yolunda kendi ayakları ile yürür. Yine eskiden yürüdüğü o kutlu yollardan, sertliğin tepeden tırnağa yücelik olduğu, gözlerinin içinden yaratıcı gücü, kudreti okur. Tutkusu ırkının tutkusu olur. Millî ruhu bitirmek üzere kullandıkları olanaklar, ikili oyunlar, sunulan seçenekler artık ebedî ışıksızdır. Kızılelma, hedefte olsa da kayıtsızlığın hiçbir oku, bütün sessiz oyuna rağmen isabet etmez. İsteklerin aksine, eninde sonunda mukadder olan tam zafer perdesiz, dolaysız görülecektir. Zira sağlam ahlâk, kendi çıkarlarını temin eden hainlere asla geçit vermez. Yüzyılların ötesinden gelen kutsî duygu ve düşünceleri izler. Kendinden evvelkilerin büyüklük emeli, kendi ile birlikte yükselir. Aksi toplumsal bozulmadır. Bir toplulukta millî haysiyet duygusu yoksa, uçurumu gören gurur da yoktur. Tehlikelerle dolu bir hayat, rahat bir yaşantıdan üstündür.

Geçmişin nice büyüklüklerini, disiplinsizliğin uyuşturduğu aldırmazlık diriltmeyecektir. İnanç, karakter, şeref meşalesini, yalnızca ihanetin dost elleri söndürmeye yeltenmeyecek, bazı hassas elleri yakmamak kaydı ile en fena inkârlarla dolu aşağılamalar da buna heves edecektir. Dağları deviren feragatin fedakârları, binlerce yıllık medeniyetin sahipleri, öyle birbirinden kopuk kurulup yıkılan devletlerin değil, daima bir Türk devletinin kudretli taşıyıcılarıdır. Tarihin en eski zamanlarından bu yana asil bir ırk olarak yaşayıp, eşsiz kahramanlıkları, sayısız savaşları, nice destanları ile Türk yaratıcı gücü ebedîdir. Milleti uğruna fedakârlık ve feragat isteyen ruh, türlü pespayeliğe, ciddiyetsizliğe, duymazlığa söz hakkı vermez. Şahsî çıkar ile rahatı bozulmasın diye insanlık dâvası peşinde koşanlar, insanları devletsiz birlik yapmak isteyenler, Türklüğün heyecan dolu ruhu ile ilelebet önlenecektir. Millî inanç ve güç, daha çok ders almak isteyen zararlı ve zehirli fikirleri mutlaka alt edecek, bu azaplı çoğalan sancıya son verecektir. Siyasî birlikten sonra kültür birliği ile tarihi vatan ‘Büyük Türkili’, bir büyük devletin sahibi kudretli Türkler, bir daha ayrılmamak üzere kavuşacaktır. Disiplinli, yenilmez, cesaretle çarpışan yürek, Türk ırkının cevherindeki özdür. Başkalarının değil, kendi değer yargılarına bağlıdır. Kendi tercih ve isteklerini kendi belirler. Sahip olduğu gücü budur. Sahtekârlık, dolandırıcılık, bencillik, seviyesizlik, gayesizlik, uyuşukluk, hainlik, uğrunda kanların ve canların harcandığı şerefli inancı, bu erdemli hissi, heyecanla etkileyen düşünceyi hiçbir suretle sarsamaz. Bu yaratıcı kuvvet, düşmanlıkla yoğrulan ihaneti tanır, ortaya koyar ve hesabını sorar. Yüce dileklerin birliğine bu güçlü ruh ve yüksek bilinçle varılır.

Türkler mükemmel askerdir. Dünya ve Türk tarihi incelendiğinde görülür: Millî gaye çok uzak geleceği düşünür. Kim düşman, kim nedir? Kim feragat ederek Türklüğü müdafaa etmektedir? Topraklara kim ihanet etmekte, kim ne demektedir? Bakıldığında askeri sahada yüksek meziyetler daha iyi anlaşılır. Sert iklim şartlarında yaşayan, diğer nüfusu fazla milletlerle savaşarak devlet siyaseti olarak çokça zaferler kazanan, bir devlet hâline gelerek siyasî ve askerî çalışmalarda bulunmak, kendi yarattığı medeniyetleri ve kültürleri kendinden sonraki nesillere en iyi biçimde aktarmak, düzen kurup yasanın egemenliğini temin etmek, milleti bahtiyar kılmak, yayılıp hâkim olmak gayesi kuşkusuz kahramanlar ve şehitler ister. Bu kutlu düşünce herhangi bir nedenle sınırlandırılamaz. Çünkü büyük fedakârlıklar büyük feragatlerin eseridir. Kanla, silahla, kavga ve millî kin ile büyüklük düşüncesini benimser, ona tutku ile sarılır. Binlerce yıldır devam eden mücadelenin hedefleri büyüktür. Milletini seven, güvenç ve övünç duyan, istekli ve plânlı yaşayan, yasa düzeni ve Kızılelma düşüncelerine büyük bir şevkle kendini verir. Her zorluğa katlanır, hazır ve olgun, başı dimdik, daha uzağa bakar. Boyun eğmez, gem almaz, kutlu günün balası o eşsiz ruh, orada hiçbir şey birbirine karışmaz. Her şey anlamlıdır. Mücadele keskin, deniz hırçın dalgalı, yıldırım gök gürültülü, bozkır ırkının azametli sert askeri, millî varlığı hatırdan, gönülden çıkartman için üstüne ordular gönderdiler, başaramadılar. Türlü ayak oyunu yinelemekte ısrar ettiler, yine başaramadılar. Türkler taarruz eder, baş eğdirir. Düşmanın dahi hitabı şöyledir: ‘Kudretli Türkler’, tıpkı düzyazıyı medenî ve edebî yazmayı sevdiği gibi, tarihi de Türk askerî kabiliyetleri ile biçimlendirmeyi sever. Türk olmayanların ihanetini bilmekten doğan tarihî bir gerçek, savaşçılık ruhunu diriltir. Türk ırkı utkuludur.

Tanrı Türk’ü korusun.